HEPİMİZİN KAMPANYASI

2006-12-03 12:43:00
Sevgili arkadaslarım DİDEMS   ve MEYRACA  nın  blogundan aldıgım yazıyı sizlerle bende paylasmak istedim.Vatanını, milletini ve dinini seven ve bu degerlere saygısı olan bizlerin  kulagı, gözü ve sesi oldugunuz icin gönül dolusu tesekkürler sayın YÜKSEL AYTUG... sarı kurdele eylemine destek verin sarı kurdele asın

SARI KURDELELER ile tv deki görüntü kirliliğine karşı tepki oluşturuluyor! Gereksiz programların kalkması için, magazinsel programlara hayır demek için! Gerçekten boş olduğu kadar insanları oyalayan programlar bunların yerine eğitici, öğretici programların olması için bir tepki bu!
Bugün Dünya Televizyon Günü... Nereden çıktığını, kimin, ne zaman ilan ettiğini kimse bilmiyor. Ama öyle... "Tüm yurtta, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde ve yabancı temsilciliklerde göndere bayrak çekilip, İstiklal Marşı okunarak kutlanan" günlerden biri değil tabii... Eminim, pek çok kimse de Dünya Televizyon Günü'nden bugün bu sütunlar sayesinde haberdar oluyordur. Televizyonu biz bulmadık. Ürettiğimiz televizyon programları da öyle Amerika'da Avrupa'da filan gösterilmiyor. Ama televizyon tarihine mümtaz katkılarımız da yok değil. Örneğin; dünyanın ilk gelin-kaynana yarışmasını biz icat ettik. Survivor'ın diplomatik olanını keşfetmek de çok şükür bize nasip oldu. Eski ünlülerin sahte aşk hikâyelerini dizi kıvamında ekrana getirip, reyting sağan başka ülke var mı, bilmiyorum. Ama ekranlarda üçüncü sezonuna doğru hızla yol alan Ahu-Meriç tarzının, dünya televizyonculuğunda bir ekol haline gelmesinden fena halde endişe duyuyorum. Henüz Amerikan gümrüklerinde bu virüse karşı herhangi bir karantina önlemi alınmadı. Ama yarın bir gün Michael Douglas ile Katherine Zeta-Jones, sabahın köründe simli mendiller eşliğinde NBC'de görünmeye başlarsa, görürüm ben o mağrur Amerikalılar'ı... Her neyse, konuyu fazla sulandırmadan sadede geleyim. Günlerdir telefonlarım susmak bilmiyor. "Yüksel Bey nedir bu gündüz kuşağı rezaleti Allah aşkına?" diyorlar. Televizyoncuların Ajdar'a dört elle sarılması ise "kıyamet alametleri" arasında gösteriliyor. Öyle ki, şikayet dinlemekten yazı yazamaz hale geldim. Reyting listelerindeki manzara ise bunun tam tersini gösteriyor. Geriye, bu işi anlamanın tek yolu kalıyor; REFERANDUM! Semra Hanım ile Seçil'den, Ahu ile Meriç'ten, Ozan ile Yeşim'den Safiye ile Faik'ten, Ajdar ile Arto'- dan, salya sümük ağlayan gündüz kuşağı mağdurelerinden, komşuya bile ellerinde mikrofonla gittikleri izlenimini uyandıran "profesyonel" stüdyo izleyicilerinden ve ekrandaki diğer tuhaflıklardan bıktıysanız; bugünden itibaren, çatı ve otomobil antenlerine, evlerin balkonlarına, işyerlerinin kapısına birer sarı kumaş parçası ya da sarı kurdele asın. Bildiğiniz gibi sarı renk "hastalık tehlikesi" ve "karantina" anlamı taşır. Verdiğiniz işaretin anlamı "Biz televizyondan zehirlendik" olacak. Bakalım, toplumu hasta eden bu virüs ne kadar yayılmış, hep birlikte görelim... Bilin ki siz kentleri "sarıya" boyadığınızda, televizyon kanalı yöneticileri ve program yapımcıları da "Ne yapalım, halk böyle istiyor" mazeretinin arkasına artık sığınamayacaklar. Bu eylemin yaygınlaşması için tüm meslektaşlarımı, televizyoncuları, radyocuları, internet sitelerini destek vermek üzere göreve davet ediyorum. Günlerdir telefon eden, mesaj yazan herkes "Yüksel Bey, ekrandaki bu rezillikten nasıl kurtulacağız? Ne yapmamız lazım?" diye sorup, duruyor. Buyurun size eylem!.. Hem de Dünya Televizyon Günü'nde başlayıp, ekranlar ıslah edilene kadar devam edecek... Var mısınız? alıntı:sabah.com.tr    YÜKSEL AYTUĞ

 

Sarı kurdele eylemimize destek yağıyor. Ama kampanyamızın çerçevesini iyice belirginleştirmekte fayda var. İtirazımız sadece ucuz gündüz kuşağı programlarına değil. Birazdan yazacaklarım, bu köşeye ulaşan şikayetlerin bir derlemesi. Yani sektöre yönelik bir Halk Muhtırası... İşte sessiz çoğunluğun sesi:

1- Özel hayatların, aile mahremiyetinin reytinge tahvil edildiği, ne idüğü belirsiz insanların sözde serüvenlerini anlatan, bağırış çağırışlı, küfürlü kavgalı, ağlamalı zırlamalı gündüz kuşakları görmek istemiyoruz.

2 - Magazin programı başlığı altında ünlülerin belden aşağı faaliyetlerinin konu edildiği ucuz polemikler ekrana servis edilmesin.

3 - Ülkenin en önemli gündem maddelerinin tartışıldığı, Türkiye gerçeklerinin konu edildiği haber/tartışma programları gece yarısından sonra değil, herkesin izleyeceği saatlerde yayınlansın.

4 - Tek meziyeti "şaklabanlık yapmak" olan kişilerin, en fazla izlenen programlara "sırf reytingleri hareketlendirmek için" konuk edilmesinden vazgeçilsin.

5 - Spor programı adı altında bazı yorumcuların değme holiganlara taş çıkartacak küfürlü/ hakaretli sözlerinin havada uçuştuğu tartışmalara prim verilmesin.

6 - Haberler, "program" değil "bülten" olarak sunulsun. Giderek magazin şovu haline dönüşmesinler diye ana haber'ler, reyting değerlendirmesinin dışında tutulsun.

7 - Ekranda çocuk istismarına son verilsin. Özellikle reklamlardaki fütursuzca çocuk kullanımının önüne geçilsin. Sihirli/ büyülü dizilerle çocukların akılları karıştırılmasın. Çocukların izlemeleri sakıncalı olan programların tanıtımları gündüz kuşağında çizgi filmlerin orta yerine konulmasın.

8 - İzleyici, reklam bombardımanının altında inim inim inlemesin. Özellikle futbol izleyicilerini çileden çıkaran sanal reklam kuşatması, hem izleyiciyi hem reklamvereni hem de yayıncı kuruluşu memnun edecek bir konsensüsle çözüme ulaştırılsın.

9 - Dini, siyasete alet eden, gerici, laiklik karşıtı mesajları ustaca karelerin arasına gizleyen programlara izin verilmesin.

10 - Televizyon kanalları reyting satrancı oynayıp, son dakika değişiklikleriyle ekran başındaki izleyicileri piyon yerine koymasın.
yazan: yüksel aytuğ
alıntı;  http://www.sabah.com.tr/gny/yaz1277-70-108-20061123-200.htm

(Meyraca dan alını)

Benim değil, hepimizin kampanyası

Doğrusu Sarı Kurdele Kampanyası'nın bu denli büyük bir yankı uyandırmasını beklemiyordum. Sessiz çoğunluk nihayet harekete geçti. Halkımızdan mesaj, telefon yağıyor. 21 Kasım tarihli kampanyaya çağrı yazımız, internet üzerinden öyle bir yayılıyor ki, şaşırmamak elde değil. İnsanlar sadece sarı kurdele asmakla yetinmiyor, bu yazıyı ve daha sonra yayınladığımız 10 maddelik Halk Muhtırası'nı birbirlerine gönderiyorlar. Yıllardır içlerine attıkları sıkıntılarını en nihayet bir platform bulup, protesto eylemine dönüştürmenin "keyfini" çıkartıyorlar. Televizyon ve radyo kanallarından da büyük destek var. Neredeyse her gün davet edildiğim bir televizyon ya da radyo kanalında "derdimizi" anlatmaya çalışıyorum. Şimdiden pek çok stüdyoda sarı kurdeleler dalgalanmaya başladı bile... Ama ne yalan söyleyeyim, en önce destek vereceğine inandıklarımın suskunluğu beni şaşırtıyor. Televizyon eleştirmeni arkadaşlarım bu çabaya omuz vermek şöyle dursun, sırtlarını dönmüş durumdalar. Oysa ekran kirliliği sadece benim değil, hepimizin meselesi. Bunu bir "Yüksel Aytuğ Kampanyası" olarak görüp, yüz çevirmek olmaz. Bu sektöre hepimiz sahip çıkmak zorundayız. Ekrandaki kirlenme eninde sonunda gelip bizlerin kalemine de bulaşacak. Buna izin vermemeliyiz. Bakın, bugün sektörün ileri gelenleri sabah kuşaklarındaki kültürel erozyonu masaya yatırmak için İstanbul'da toplanıyorlar. Demek ki birileri, çığlığımızı duymuş. Gelin siz de kulağınızı tıkamaktan, gözünüzü kapamaktan vazgeçin.
YÜKSEL AYTUĞ

189
0
0
Yorum Yaz